Heaven's Lost Property

 


Dürüst olayım, Sora no Otoshimono’ya başlarken beklentim yerlerdeydi. Kapak fotoğrafına ve türüne bakıp "Yine klasik, içi boş, sadece fan servis üzerine kurulu bir harem animesi izleyeceğim, beyni kapatıp güler geçerim" demiştim ama çok fena yanılmışım. Bu seri, beni en çok güldüren ama aynı zamanda en beklemediğim anlarda boğazımı düğümleyen o garip işlerden biri oldu. Hikaye dışarıdan bakınca basit; tek hayali huzur olan Tomoki’nin başına gökten bir melek düşüyor. Ikaros duygusuz bir savaş makinesi, Tomoki ise anime dünyasının gördüğü en sapık ama en altın kalpli adamlarından biri. İşin komedisi zaten bu zıtlıktan çıkıyor, karakterlerin surat ifadeleri ve o absürtlükler yüzünden bazı sahnelerde gülmekten nefes alamadığım oldu.

Ama beni asıl vuran şey, "uçan külot" şakalarının arasından aniden çıkan o derinlikti. Bir makinenin sevmeyi öğrenmeye çalışması, özgürlük kavramı, birine itaat etmek mi yoksa kendi kararlarını verip acı çekmek mi gibi soruları tokat gibi yüzünüze çarpıyor seri. Ikaros’un bir karpuzu okşarkenki o masumiyetiyle, savaş moduna geçtiğindeki hüznü arasındaki tezatlık inanılmaz. Müziklere, özellikle her bölümde değişen o kapanışlara girmiyorum bile, prodüksiyona ne kadar özendikleri oradan belli.

Tabii şunu da net bir şekilde söylemem lazım, serinin ecchi dozu gerçekten çok yüksek. Eğer fan servisten, göğüs veya iç çamaşırı şakalarından rahatsız oluyorsanız bu seri sizi çok zorlar, hatta aile yanında falan asla izlemeyin, başınız yanar. Ama o cıvık kabuğu biraz kaldırıp altına bakabilirseniz, karakterlerin yalnızlıkları ve birbirlerine tutunma çabalarıyla dolu, insanı ağlatan bir hikaye bulacaksınız. Kısacası kapağına bakıp yargılamayın, yüzeyde absürt bir komedi var ama altında cidden kalp kıran bir hikaye yatıyor; hem kahkaha atıp hem de finalinde "Ben neden bir çizgi film karakteri için üzülüyorum?" demek istiyorsanız kesinlikle şans verin derim.